Tasarruf ve Bireysel Emeklilik Sistemi’ne Bakış

Değerli Blog Okuyucuları, Sizlere buradan daha çok gündelik hayatla ilgili finansal konuları, finansla ilgili ilginç konuları ve piyasalarla ilgili gelişmeleri paylaşmaya çalışacağım. Yazılarımda kişisel bir misyon olarak gördüğüm kişisel finans yönetimine ağırlık vereceğim. Kişisel finans yönetimi, kısaca kişisel servet yaratmak olarak da adlandırılabilir. Doğru ve etkin bir kişisel finans yönetimi ile finansal hedeflerimize ulaşmak için doğru stratejileri uyguluyor olacağız. İçeriğimiz, bütçe yapmaktan, tasarruftan, tasarrufların yatırıma yönlendirilmesinden ve alışverişle ilgili konuları içeriyor olacak. Tasarrufların ancak doğru yatırımlarla reel getiriler elde edebileceğinden yola çıkarak yatırım ürünleri konusuna ve ev, taşıt finansmanı gibi konulara ağırlık vereceğiz.

Ülkemizde uzun zamandır milli tasarrufların düşüyor olması, ülkemizin yatırımlar için daha fazla dış kaynak kullanmasına yol açmaktadır. Bu yüzdendir ki, ülkemizde hane halkı tasarruflarını artırarak bu dış kaynak bağımlılığını azaltmak ülkemizin ana stratejilerinden biridir.

Hane halkı tasarruflarının artırılmasında bireysel emeklilik sisteminin gelişimi ve büyümesi önemli bir rol oynamaktadır. Bu yüzden bireysel emeklilik sektörünün büyümesi ve katılımcı sayısının artırılması önem arz etmektedir.

Emeklilik Güvence Merkezi(EGM)’nin “Bireysel Emeklilik Gelişim Raporu 2011”e göre OECD ülkelerinde bireysel emeklilik fonlarının büyüklüğü Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’ya oranı  %71-72 seviyesindedir. OECD ülkelerinden Hollanda’da bu oran %135, İzlanda’da ise %130 seviyelerindedir. Bu rakam ülkemizde ise %1,5’e yakındır. Eski Doğu Bloku ülkesi Çek Cumhuriyeti’nde bile bu oranın %6,3 olması ülkemizde bireysel emekliliğin ne kadar gerilerde kaldığı ve doğru politikalarla büyüme potansiyelinin ne kadar çok olduğunu gözler önüne sermektedir. EGM’nin 21.09.2012 verilerine göre ülkemizde bireysel emekliliğe ayrılan fonların büyüklüğü 18,5 milyar TL olup, bu fonlarda birikim yapanların sayısının 3 milyona yakın olduğu görülmektedir. 75 milyonluk nüfusumuz düşünüldüğünde bu rakamın çok düşük olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Ülkemizde tasarrufların GSMH’ya oranı 2000’li yıllardaki %20 seviyelerinden, günümüzde %12-13 seviyelerine kadar gerilemiştir. Burada halk olarak tüketimi sevmemiz, kişi başı gelir seviyemizin düşüklüğü ve gelir dağılımının bozukluğu gibi etmenler rol oynamaktadır. Bunların yanında 2000’li yılların başından beri düşüşte özellikle, insanların düşen faiz ortamında reel getirilerinin azalmasından dolayı tasarruflarını gayrimenkullere yönlendirmesinin de etkisi büyüktür.

Ülkemizde bireysel emeklilik sisteminin gelişmesi, katılımcı sayısının artması, uzun vadeli kalıcı bir sistemin oturtulmasında hem (1) hükümete, hem (2)bireysel emeklilik şirketlerine ve bu toplanan fonları yöneten (3) portföy yönetimi şirketlerine, hem de biz (4) hane halkına büyük işler düşmektedir.

(1)    Hükümet bu konuda sistemin gelişmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yaparak, teşvikler sunmalıdır. Nitekim 2013 yılında yeni bir vergi düzenlemesine giderek, bireysel emeklilik sistemindeki herkese %25 katkı payı verecek ve böylece BES’e giren herkesin bu katkı payından yararlanması sağlanacak. Mevcut uygulamada ise sadece çalışanlara bu avantaj sağlanıyordu. Yalnız bu %25 teşvik, sistemde en az 10 yıl kalıp, 56 yaşını tamamlamış kişilere verilecek. Bu sistemde kalıcılığı artırma amaçlı bir teşvik olmakla birlikte senelik %25 bir ekstra getiri, bu getiriyi sonunda alacak olsanız bile %5-10 enflasyonu olan bir ülkede oldukça tatminkar bir reel getiri imkanı sunuyor.

(2)    Bireysel Emeklilik Şirketleri ise, sistemin uzun vadeli ve kişilerin emeklilik dönemlerinde ek bir gelir sağlamak amaçlı olduğunu doğru şekilde anlatarak, sistemde kalıcılığı sağlamalılar. Ne yazık ki sektörde dağıtım kanallarının sadece satış odaklı yaklaşımı zaman zaman bu unsurun gözardı edilerek, sat, ne olursa olsun sat mantığı ile sistemi yanlış kişilerle buluşturarak sistemin uzun vadede gelişimini engelliyor. Bir de katılımcı birikimlerinin zamanla daha iyi getiriler elde edilmesi için de komisyon oranlarında ciddi indirimler de gerekli. Bu konu sektörün büyümesine paralel olarak gerçekleşecektir diye de beklenebilir.

(3)    BES’te toplanan paraların yönetimini yapan portföy yönetimi şirketleri ise bu toplanan fonların etkin bir şekilde yönetilmesini sağlayarak, fonlarda belirttikleri benchmark (kıstas) getirilerin üzerinde düzenli bir getiriyi sürekli kılmalılar. Fonlarda ürün çeşitliliğini artırmalılar. Bu konuda ne yazık ki, pek çok emeklilik fonundaki birikimlerin fonun kıstas getirilerin altında seyrettiği de EGM raporlarında belirgin. Bu konuda BES katılımcılarının daha bilinçli davranarak birikimlerini daha iyi yönetilen fonlara yönlendirmeleri portföy yönetimi şirketlerinde fonların daha iyi yönetilmesi konusunda baskıyı artıracaktır.

(4)    BES’te biz hane halkına düşen görevlerin başında finansal zekamızı, finansal okuryazarlığımızı geliştirmek olmalıdır. EGM’nin aynı raporuna bakıldığında bireysel emeklilik sisteminde katılımcıların büyük çoğunluğunun İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa’dan olduğu, katılımcıların eğitim seviyelerinin ise yüksek olduğu gözlenmektedir. Bu demektir ki, eğitim seviyesi arttıkça finansal farkındalık artmakta ve BES sistemine girişler artmaktadır. 

Bu konuda halkımızın çok temel tasarruf, birikim, gelir, gider, kredi, yatırım, bütçe yapmak gibi konularda bilgi sahibi olmaları önem kazanmaktadır. Bu finansal bilinç çocuklara ilk olarak ailede verilmeli, okul eğitimleri ile de desteklenmelidir. Finansal zekanın, finansal okuryazarlığın geliştirilmesi bir sosyal sorumluluk projesi olarak görülmeli ve finansla ilgili kurumlarca desteklenmelidir. Nitekim bu konuda Visa’nın, çeşitli özel bankalarda finansal farkındalığı arttırmak adına yaptığı çalışmalarının görülmeye başlanması önem arz etmektedir.