Evren Aksoy Merhaba Yazısı

IBS’ de derslerime giren değerli arkadaşlarım bana en çok şunu sormuşlardır: “Hocam biz buradaki 15-20 kişi öğle yemeğinden sonra ara vermeden 5 saatin geçtiğini nasıl anlamadık?” Aslında cevabı çok basittir: Ne anlattığınızın çok önemi yoktur, nasıl anlattığınız daha önemlidir. Ders öncesi mutlaka şunu söylerim; “Karşınızdaki bu adam ne anlatıyorsa yaşadıklarını anlatıyor, hikayeler size onun için çok gerçekçi gelecek ve hiçbir ders kitabında yazmaz”. Dolayısıyla, duyduklarınızı gözünüzde canlandırırsınız ve görsel olarak dinlersiniz. İşte yazılarımda da bunlara aynen devam etmeye çalışacağım değerli arkadaşlarım.

Genellikle marka ve onun yönetimi alanında yazılarımı okuyacaksınız. Her zaman söylediğim gibi paylaştıkça yaratıcılık çoğalıyor, onun için okuyup geçmeyin, yorum yapın ki paylaşalım, siz de herkesle ve benimle paylaşın, değerli düşünce ve yorumlarınızı ki ben de öğrenmeye devam edebileyim. Kabul edersiniz ki tek taraflı olunca lezzetsiz oluyor paylaşımlar. Bu ilk yazımda biraz daha genelden başlayacağım. Bir sonraki yazımda marka konusuna giriş yapacağım. Ama ders kitaplarınızda bulabileceğiniz tarzda değil, daha gerçek, “evet yaa bana da böyle oluyor” diyeceğiniz şeyler yazacağım, az biraz temel insan psikolojisinden dem vuracağım. Okudukça eğleneceğinizi, eğlendikçe de seveceğinizi umuyorum.

Pazarlamanın ne olduğunu iş dünyasında herkesler biliyor (!) çok şükür, herkes şu şöyle yapılmalı bu böyle yapılmalı diye ahkam kesiyor. Hayal eden seviyesinden atmak kolay tabii, realist şapkasıyla iyi de bu nasıl gerçekleşir diye bakan yok. Özellikle şirketlerin tepe yöneticileri çok meraklıdır pazarlamacılık oynamaya… Hele hele söz konusu marka ile ilgili birşey ise değmeyin gitsin kendilerinden geçerler. Sürekli karıştıkları, özgürce gazel okudukları tek alandır.

Bu noktada ben size yazılarımda nelerden bahsedeceğim, bunu anlatmak istiyorum. İşte size tadımlık bir liste. Herşeyden önce markayı ya da pazarlamayla ilgili başka bir kavramı anlamak için insanı bilmek lazım. İnsanı bilmek için de temel kural olan “kendini bilmek lazım”a dayanıyor konu. Kendini bil mottosu birçok dilde farklı olarak asırlardır kullanılmaktadır. “Know Thyself”, “Gnothi Seauton”, “Temet Nosce”…Hayır anlamak için psikolog ya da filozof olmanız gerekmiyor, temel öğretiler yeterli…Ama inanın bana bu temel olmadı mı markayla ilgili işler çok sıradan oluyor. Yazılarımda statüko karşıtı, sürekli bir aksiyona davet eden insanlardan ve konseptlerden bahsedeceğim. Kitleselliğin sonundan, marka sağanağından, TOM’dan bahsedeceğim size. Seth Godin’in “tribes (kabileler)” teorisinden, Rory Sutherland’in “Petrus” ve “Plasebo” teorisinden, Shreddies vakasından ve en önemlisi Algı konusundan söz edeceğim. TV reklamlarına nasıl karşıt olduğumla, Sergio Zyman’la ve bildiğiniz pazarlamanın sonuyla ilgili yazacağım.

Aklıma gelen maddeler böyle işte, marka hakkında bilinmeyen, orada burada yazmayan, gerçekliği kanıtlanmış ve çok ilginç daha da detaylı konulara gireceğim. Bir sonraki yazıya dek,

Sağlıkla kalın